La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh: Tarihsel Perspektiften Bir İnceleme
Geçmişi anlamak, yalnızca eski olayları değil, aynı zamanda bu olayların bugün nasıl şekillendiğini de keşfetmeyi gerektirir. Bugün yaşamış olduğumuz toplumsal, dini ve kültürel yapılar, köklerini tarihsel derinliklerden alır. Her dönemde insanlar, hem bireysel hem de kolektif olarak, tanıdık ifadeler ve ibadetler üzerinden kendilerini ifade etmiş, toplumsal yapılar inşa etmişlerdir. “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” cümlesi, İslam dininde, sadece dini bir ifade olarak kalmamış, aynı zamanda medeniyetler arası geçişlerde, toplumsal bilinçlerde önemli bir iz bırakmıştır. Bu ifadeyi anlamak, tarihsel süreci derinlemesine kavramakla mümkündür.
İslam’ın İlk Döneminde La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh
İslam’ın doğuşu ile birlikte “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” ifadesi, yalnızca bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Mekke’deki çoktanrılı inanç sistemine karşı bir meydan okuma halini almıştır. İslam’ın ilk yıllarında, bu cümle, Allah’ın birliğini kabul etmek için kullanılan en temel ifade olmuştur. 7. yüzyılda Mekke’deki putperest toplum, çoktanrılı bir inanç sistemine sahipti. Ancak, İslam’ın getirdiği tevhid anlayışı, yani Allah’ın birliğine iman, o dönemin toplumunda köklü değişimlere yol açtı.
“Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun ortağı yoktur.”
— Kur’an, 47:19
Bu inanç, sadece bireysel bir iman meselesi değil, toplumsal bir devrimin de işaretiydi. İslam’ın ilk takipçileri, bu ifade ile hem bireysel olarak hem de toplumsal düzeyde bir arınma ve saflaşma yoluna girdiler. İslam’ın ilk dönemlerinde bu kelime-i tevhid, birçok toplumsal yapıyı dönüştürme gücüne sahip oldu.
Abbâsîler Dönemi ve Tevhidin Yeniden Şekillenmesi
Abbâsîler dönemi, İslam dünyasında fikirsel bir çalkantı ve teolojik tartışmaların zirveye ulaştığı bir dönemde, “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” ifadesi, sadece bireysel inanç değil, aynı zamanda siyasal bir ifade olarak da öne çıktı. Bu dönemde, halifeler ve alimler arasında tevhid anlayışının farklı yorumları ortaya çıkmıştı. Her bir mezhep, bu ifadeyi farklı bir bakış açısıyla ele alıyordu.
Abbâsîler döneminde, özellikle kelam ilmi ve tevhid anlayışı üzerine yapılan tartışmalar, dinin sadece bir ibadet biçimi olarak kalmadığını, aynı zamanda toplumsal yapılar ve siyasal otoritelerle doğrudan ilişkili olduğunu gösterdi. Bu bağlamda, kelam alimleri ve filozoflar, Allah’ın birliğini savunurken, aynı zamanda Allah’ın zatı ve sıfatları üzerine çeşitli teolojik analizler yapmışlardır.
Osmanlı İmparatorluğu ve Dinî Kimlik İnşası
Osmanlı İmparatorluğu’nda, “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” ifadesi sadece bireysel bir ibadet ve inanç cümlesi olarak kalmamış, aynı zamanda devletin resmî kimliğini ve toplumsal düzenini oluşturan temel bir öğe haline gelmiştir. Osmanlı’da, bu ifadeye dayalı bir tevhid anlayışı, imparatorluğun farklı etnik ve dini gruplarını bir arada tutan bir sosyal yapıyı inşa etmek için önemli bir araç olmuştur.
Osmanlı toplumunun geniş coğrafyasında, “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” ifadesi, birleştirici bir sembol işlevi görmüştür. Bu dönemde yapılan cami inşaatları ve sosyal yapılar da bu ifadenin toplumsal düzeydeki etkisini somutlaştırmıştır. Osmanlı’da, bu kelime-i tevhid, devletin yönetim biçimiyle doğrudan ilişkilendirilmiş, aynı zamanda halkın dini kimliğini tanımlayan temel unsur olmuştur.
“Devletin temeli, Allah’ın birliğine dayalıdır. Bu inanç, halkın güvenliği ve huzuru için gereklidir.”
— Osmanlı fetihnamesi
Modern Dönemde La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh’in Toplumsal Yeri
Modernleşme ile birlikte, “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” ifadesi, hem bireysel iman hem de toplumsal yapı bakımından farklı bir biçim almaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun sonlanıp yerine gelen modern Türk devleti, dinin toplumsal hayatta ne ölçüde yer alması gerektiği üzerine tartışmalar başlatmıştır. Laiklik ilkesinin benimsendiği bu dönemde, İslam’ın toplumsal etkisi ciddi şekilde sorgulanmış ve devletin dinle olan ilişkisi yeniden tanımlanmıştır.
Ancak, halkın dini inançlarını ifade etme biçimi değişmemiştir. “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” gibi temel ifadeler, bireysel ibadetlerde yer almaya devam etmiş, ancak toplumsal düzeydeki etkisi eskiye göre daha az görünür olmuştur. Bununla birlikte, özellikle 20. yüzyılın sonlarından itibaren, dinin toplumda yeniden yükselişi ile birlikte bu tür ifadeler, toplumun dini kimliğinin bir parçası haline gelmeye başlamıştır.
Günümüzde La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh ve Toplumsal Yansımaları
Günümüz dünyasında, “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” cümlesi hala hem bireysel hem de toplumsal düzeyde güçlü bir anlam taşımaktadır. İslam dünyasında farklı ülkelerde, bu ifade, bir kimlik inşasının simgesi olarak önemli bir yer tutmaktadır. Modern toplumlarda, dinin rolü ve bu tür ifadelerin toplumsal hayattaki yeri farklı şekillerde tezahür etmektedir.
Özellikle Orta Doğu’da ve bazı Asya ülkelerinde, dini kimlik ve milliyetçilik arasındaki ilişki, bu ifadeyle güçlü bir şekilde şekillendirilmektedir. Türkiye gibi ülkelerde ise, dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisi giderek daha fazla tartışılmaktadır.
Sonuç: Geçmişin Gösterdiği Yol
Tarihsel olarak, “La ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh” ifadesi, sadece dini bir ibadet biçimi olarak kalmamış, aynı zamanda toplumsal ve siyasal yapıları etkileyen bir simge olmuştur. Geçmişten günümüze bu ifadenin yeri, toplumsal dönüşümler ve kırılmalarla paralel bir şekilde değişmiş ve farklı toplumlarda farklı anlamlar kazanmıştır.
Bugün bu ifadeyi anlamak, geçmişin ve günümüzün birleşim noktalarına bir bakış açısı kazandırabilir. Modern dünyada dinin yerini tartışmak, geçmişin bu ifadeye verdiği toplumsal rolü göz önünde bulundurmayı gerektiriyor. Bu bağlamda, toplumsal yapılar ve bireysel inançlar arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayarak, dinin toplumsal hayattaki rolünü yeniden şekillendirmek mümkün olacaktır.
Okurlara soru: Bu dini ifade günümüz dünyasında hala aynı toplumsal bağlamı taşıyor mu? Modern toplumlarda dinin toplumsal rolü ne kadar değişti ve bu değişim, tarihsel anlamını nasıl dönüştürdü?